Türkiye’den AİHM’e En Çok Hangi Şikayetler Yapılıyor?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal edip etmediğini denetleyen uluslararası bir yargı organıdır. Türkiye, 1987 yılından itibaren bireysel başvuru hakkını tanımış ve 1990’da zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir. Bu tarihten itibaren Türk vatandaşları, iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHM’e bireysel başvuruda bulunabilmektedir.

Bu makalede Türkiye’den AİHM’e en çok yapılan şikayet türlerini, istatistikleri, örnek davaları ve sistematik sorunları detaylı olarak ele alacağız.

AİHM’e Yapılan Başvurular: Türkiye’nin Genel Durumu

Türkiye, AİHM’e en çok başvuru yapılan ülkeler arasında yıllardır üst sıralarda yer alıyor. Mahkemenin yıllık raporlarına göre, Türkiye’den gelen şikayetlerin sayısı hem nicelik hem nitelik bakımından dikkat çekici. AİHM’e yapılan toplam başvuruların önemli bir yüzdesi Türkiye kaynaklı.

Bu durumun nedenleri arasında şunlar yer alır:

  • Adil yargılanma hakkı ihlalleri
  • İfade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar
  • Uzun tutukluluk süreleri
  • Kolluk kuvvetlerinin kötü muamelesi
  • Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına getirilen sınırlamalar

Tüm bu alanlar, Türkiye’nin AİHM kararlarında sıklıkla ihlal aldığı konular arasındadır.

En Sık Şikayet Edilen Hak İhlalleri

1. Adil Yargılanma Hakkının İhlali (Madde 6)

Türkiye’den yapılan başvuruların büyük çoğunluğu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içerir. Bu hak, savunma hakkı, tarafsız ve bağımsız mahkeme önünde yargılanma, makul sürede yargılanma gibi alt unsurları içerir.

AİHM, Türkiye’de bazı davaların gerekçesiz kararlarla sonuçlandığını, tutuklamaların yeterli delil olmadan yapıldığını ve makul sürede yargılamaların gerçekleşmediğini birçok kararında belirtmiştir.

2. İfade Özgürlüğü (Madde 10)

Basın mensupları, akademisyenler, siyasetçiler ve aktivistler tarafından yapılan başvurularda, ifade özgürlüğünün kısıtlanması sıkça dile getirilen bir ihlaldir. Özellikle Terörle Mücadele Kanunu kapsamında açılan davalar, AİHM’in radarına girmektedir.

Mahkeme, ifade özgürlüğünün sadece “hoş görülen” düşüncelerle sınırlı olmadığını, rahatsız edici fikirlerin de korunması gerektiğini vurgulamaktadır.

3. Kötü Muamele ve İşkence Yasağı (Madde 3)

AİHM, Türkiye’ye karşı açılan davalarda kötü muamele ve işkence yasağının ihlal edildiğine dair çok sayıda tespitte bulunmuştur. Gözaltında darp, cezaevlerinde sağlık hizmetine erişimin engellenmesi ve kolluk güçlerinin aşırı güç kullanımı bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Bu tür ihlaller, sadece mağdurların bireysel haklarını değil, aynı zamanda devletin uluslararası yükümlülüklerini de ihlal etmektedir.

4. Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması (Madde 8)

Dinlenme, izleme, özel verilerin ifşa edilmesi gibi durumlar özel hayatın ihlali kapsamına girer. Türkiye’de son yıllarda artan dijital gözetim ve fişleme uygulamaları, bu tür başvuruların artmasına neden olmuştur.

AİHM, bu tür durumlarda özellikle devletin gizli izleme yetkilerini yargı denetimi olmaksızın kullanmasını eleştirmektedir.

En Çok Gündeme Gelen AİHM Davaları

Türkiye’den AİHM’e taşınan bazı davalar hem iç hukukta hem de uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştır:

  • Selahattin Demirtaş / Türkiye Davası: Uzun tutukluluk süresi, siyasi nedenlerle yargılama ve ifade özgürlüğü ihlali konuları ele alınmıştır.
  • Osman Kavala / Türkiye Davası: AİHM, Kavala’nın tutukluluğunun siyasi saiklerle yapıldığına hükmetmiştir.
  • Ahmet Şık / Türkiye Davası: Gazeteci Şık’ın tutukluluğu ve basın özgürlüğü ile ilgili önemli bir karar verilmiştir.

Bu tür davalar, Türkiye’de yargı bağımsızlığına dair tartışmaların odağında yer alır.

AİHM’in İstatistiklerinde Türkiye

AİHM’in resmi istatistiklerine göre:

  • Türkiye, 2023 yılında yapılan başvuruların %28’ini tek başına oluşturmuştur.
  • Karara bağlanan davalarda ihlal oranı %73 civarındadır.
  • Türkiye, en fazla ihlal kararı çıkan ülkeler listesinin ilk sıralarındadır.

Bu oranlar, Türkiye’deki sistematik hak ihlallerinin boyutunu ortaya koymaktadır.

Türkiye İçin Sistematik Sorunlar

AİHM, sadece bireysel başvurularla değil, sistematik sorunlara dair verdiği pilot kararlarla da Türkiye’ye yön gösterici nitelikte hükümler vermiştir. Örneğin:

  • Uzun tutukluluk süreleri
  • İhlal sonrası etkili başvuru yollarının eksikliği
  • İdari gözaltı ve sınır dışı uygulamaları
  • Yargı bağımsızlığına dair yapısal sorunlar

Bu pilot kararlar, ilgili ülkeden sistemsel reform beklendiği anlamına gelir.

Türkiye’nin AİHM Kararlarını Uygulama Durumu

AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Bakanlar Komitesi raporlarına göre, Türkiye birçok kararı zamanında ve eksiksiz uygulamamakta.

Yapısal reformların eksikliği, geri dönmeyen tazminatlar, serbest bırakılmayan tutuklular gibi problemler, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığını gösteriyor.

Türkiye’den Yapılan Şikayetlerin Sektörel Dağılımı

Aşağıda, Türkiye’den AİHM’e yapılan başvuruların en sık görüldüğü konulara göre dağılım yer alıyor:

  • Adil yargılanma (Madde 6)
  • Özgürlük ve güvenlik hakkı (Madde 5)
  • İfade özgürlüğü (Madde 10)
  • Kötü muamele yasağı (Madde 3)
  • Mülkiyet hakkı (Ek Protokol 1, Madde 1)

Bu tablo, hem yargı sistemine hem de kamu gücünün kullanımı konularına dair ciddi yapısal sorunları yansıtır.

AİHM’e Başvuru Süreci ve Zorluklar

Başvuru yapmak teknik olarak mümkün olsa da, formun doldurulması, belgelerin hazırlanması ve sürelerin takibi gibi konularda önemli zorluklar mevcuttur. Türkiye’den gelen başvuruların önemli bir kısmı usul eksikliklerinden dolayı kabul edilemez bulunarak reddedilmektedir.

Bu nedenle, AİHM başvurusu planlayan bireylerin mutlaka uzman bir AİHM avukatı ile süreci yürütmesi önerilir.

Sonuç: Hak Arayışının Yolu AİHM

Türkiye’den AİHM’e yapılan şikayetlerin yoğunluğu, ülkedeki insan hakları sorunlarının boyutunu gözler önüne seriyor. Adil yargılanma, ifade özgürlüğü ve kötü muamele yasağı gibi temel hakların ihlali, uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekiyor.

AİHM’e yapılan başvurular sadece bireylerin hak arayışı açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde bir pusula işlevi de görüyor. Bu nedenle kararların dikkatle takip edilmesi ve iç hukukta uygulanmasının sağlanması hayati önemdedir.